Türkiye'nin son yirmi yılda uyguladığı eğitim politikalarının uluslararası ölçekte de fark edildiği, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) üst düzey yetkililerinin son açıklamalarıyla bir kez daha gündeme geldi. OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann ve OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher, Türkiye'nin Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçlarındaki istikrarlı yükselişi açıkça övdü.
Schleicher'in "son 20 yılda sergilenen büyüme ivmesi dünya çapında nadir görülen bir başarı hikâyesidir" sözü, Türkiye'deki eğitim politikası tartışmalarına dışarıdan gelen güçlü bir referans noktası oluşturdu. Cormann ise bir adım ileri giderek; Türkiye'nin "PISA'da son on yılda doğru yönde eğilim gösteren az sayıdaki ülkeden biri" olduğunu söyledi.
Veriler Ne Söylüyor?
Övgülerin arkasında somut veriler var. Türkiye PISA'ya 2003 yılında katılmaya başladığında matematik ortalaması 423 puanla OECD ortalamasının çok altında kalıyordu. 2009'da 445, 2012'de 448, 2018'de 454 puana yükselen Türkiye, 2022 değerlendirmesinde 453 puanla pek çok ülkenin pandemi nedeniyle düşüş yaşadığı bir döngüde yerini koruyabilen az sayıda ülkeden biri oldu. PISA 2025 sonuçlarının ise 2026 yılı Eylül ayında uluslararası kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor.
OECD genelinde matematik ortalaması 472 puan. Türkiye bu ortalamanın altında olsa da yıllar içindeki ilerleme eğrisi pek çok gelişmiş ülkenin gerisinde değil önünde seyrediyor. Aynı dönemde bazı Batı Avrupa ülkelerinin PISA puanlarında 20 puana varan düşüşler yaşandığı düşünüldüğünde, Türkiye'nin sergilediği "istikrarlı pozitif eğilim"in OECD masasında ne anlama geldiği daha net anlaşılıyor.
"Anadolu'nun En Ücra Köşesinde Bile"
Andreas Schleicher'in en çok dikkat çeken ifadelerinden biri "sosyal adalet" üzerine. OECD Eğitim Direktörü Türkiye'nin yalnızca büyük şehirlerde değil, ülkenin en ücra köşelerinde de eğitim performansında belirgin bir artış gösterdiğini belirtti. Schleicher'e göre kırsal bölgelerdeki çocuklara sunulan fırsat eşitliği, pek çok gelişmiş ülkenin dahi tam anlamıyla başaramadığı bir seviyeye ulaşmış durumda.
Bu değerlendirme, Türkiye'deki son yılların politika tercihleriyle örtüşüyor. Köy okullarına tablet ve internet desteği, taşımalı eğitim modeli, yatılı bölge ilköğretim okullarının (YİBO) güçlendirilmesi ve EBA gibi dijital platformların ücretsiz erişiminin tüm illere yaygınlaştırılması, kırsal kesimdeki çocuklara büyük şehir akranlarıyla karşılaştırılabilir öğrenme imkânları sunma çabasının somut yansımaları olarak öne çıkıyor.
OECD'nin Övgüsü Neden Önemli?
OECD'nin Türkiye eğitimine yönelik bu tip değerlendirmeleri yalnızca prestij meselesi değil. PISA verilerine dayanarak yapılan analizler, ülkelerin eğitim politikasını oluştururken hangi modelleri inceleyeceğini belirliyor. Singapur, Finlandiya, Estonya gibi ülkeler PISA başarılarıyla küresel "eğitim turizmi" merkezleri haline geldi. Türkiye'nin son yıllarda OECD raporlarında yer alma biçimi de benzer bir patikaya işaret ediyor. Schleicher'in vurguladığı "nadir başarı hikâyesi" tanımı, başka ülkelerin Türkiye'den ders çıkarmaya başlayabileceği anlamına geliyor.
İşaretler Olumlu, Önümüzdeki Test PISA 2025
Cormann ve Schleicher'in açıklamaları, Türkiye için önemli bir psikolojik avantaj sağlasa da PISA 2025'in açıklanacağı eylül ayı kritik bir test olacak. 2025 değerlendirmesi, hem Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin (TYMM) ilk yansımalarını içerecek hem de pandemi sonrası ikinci PISA döngüsü olduğu için "telafi" performansını da gösterecek.
Eylül 2026'da OECD ve MEB tarafından eş zamanlı paylaşılacak rapor, son 20 yıldır süren olumlu trendin sürdüğünü kanıtlarsa, Cormann'ın "nadir trend ülkesi" tanımının altı bir kez daha çizilmiş olacak. Aksi bir tablo çıkarsa ise tartışma yeniden alevlenecek: TYMM'nin etkisini değerlendirmek için yeterli süre geçti mi, ölçme araçları doğru tasarlandı mı, sınıf büyüklükleri ve öğretmen kaynağı yeterli mi?
Türkiye İçin Açık Görev: OECD Ortalamasını Yakalamak
Tüm bu olumlu sözlere rağmen Türkiye'nin önündeki yol hâlâ uzun. OECD ortalamasına ulaşmak için matematik puanını ortalama 19, okuma puanını 17, fen puanını ise 11 puan artırması gerekiyor. Bu hedef ulaşılmaz değil; ancak yapısal bir destek gerektiriyor. Eğitim politikası uzmanlarının vurguladığı üç ana eksen var: okul öncesi eğitime erişimin yaygınlaştırılması, öğretmen mesleki gelişiminin sürekli kılınması, ölçme ve değerlendirme kültürünün ezberden çözümlemeye geçişi.
OECD'nin son övgüsü, bu uzun yolculukta Türkiye'ye "doğru yoldasınız" mesajı veriyor. Önümüzdeki yıllarda bu mesajın somut sonuçlara dönüşüp dönüşmeyeceği, hem politika yapıcıların hem de saha çalışanlarının iş birliğine bağlı olacak. Eylül ayında açıklanacak PISA 2025 sonuçları ise bu iş birliğinin bugüne kadarki en açık karne notu olacak.
Kaynak: OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann ve Eğitim Direktörü Andreas Schleicher'in açıklamaları, MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğü PISA portalı (pisa.meb.gov.tr).